 |

|
 |
|
| |
Kapadokya
bölgesi, doğa ve tarihin dünyada
en güzel bütünleştiği yerdir. Coğrafik olaylar
Peribacaları'nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar
da, bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları
fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık yaşlı medeniyetlerin
izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin
Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi
Hitit'lerle başlıyor. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran
ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü
kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından
biri.
60 milyon yıl önce 3. Jeolojik devirde Toroslar yükseldi.
Kuzeydeki Anadolu Platosu'nun sıkışmasıyla yanardağlar faaliyete
geçti. Erciyes, Hasan dağı ve ikisinin arasında kalan
Göllü dağ, bölgeye lavlar püskürttü.
Platoda biriken küller yumuşak bir tüf tabakası oluşturdu.
Tüf tabakasının üzeri yer yer sert bazalttan oluşan
ince bir lav tabakasıyla örtüldü. Bazalt çatlayıp
parçalara ayrıldı. Yağmurlar çatlaklardan sızıp
yumuşak tüfü aşındırmaya başladı. Isınan ve soğuyan
hava ile rüzgârlar da oluşuma katıldı. Böylece
sert bazalt kayasından şapkaları bulunan koniler oluştu. Bu
değişik ve ilginç biçimli kayalara halk bir ad
yakıştırdı: "Peri bacasi".
Bazalt örtüsü olmayan tüf tabakları ise
erozyonla vadilere dönüştü. İlginç şekilli
kanyonlar oluştu. Daha sonraları insan eli, emeği ve duygusu
ise koyuldu. Dokuz-on bin öncesine ait yerleşimlerden ilk
Hıristiyanların kayalara oydukları kiliselere, büyük
ve güvenli yer altı kentlerine kadar uzun bir dönemde
büyük bir uygarlık yaratıldı.
Bölge günümüzde turizm açısından
büyük bir öneme sahiptir..Kayalara oyulmuş geleneksek
Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin
özgünlüğünü
dile getirirler. Bu evler ondokuzuncu yüzyılda yamaçlara
ya kayaların yada kesme tastan inşa edilmişlerdir. Bölgenin
tek mimari malzemesi olan tas yörenin volkanik yapısından
dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok
rahat islenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra
sertleşerek
çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir.
Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay islenebilmesinden
dolayı yöreye has olan tas isçiliği gelişerek mimari
bir gelenek halini almıştır. Yöredeki güvercinlikler
19. yüzyılın sonları, 18. yüzyılda yapılmış küçük
yapılardır. İslam resim sanatını göstermek açısından
önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya
kilise olarak inşa edilmişlerdir. Güvercinliklerin yüzeyi
yöresel sanatçılar tarafından zengin bir bezemeler,
kitabeler ile süslenmişlerdir.
Bölge şarapçılık ve üzüm yetiştiriciliği
ile de ünlüdür.
|
| |
|
|
|
|